"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hakkımda

80li yılların sıcacık bir yaz günü tokatlamış ebem, kendisi çok şirin ve şeker bir hanımefendi olsa da o tokattan sonra bir parça kin beslemiyor değilim. Allah uzun ömür versin kendisine efendim.  Yalan yanlış, hayal meyal hatırladığım ama yine de adına mutluluk dedikleri şeyden emin olduğum çok güzel çocukluk yılları yaşadım. Eğlenceli ve bol maceralı bu süreçte, tek arkadaşlarım kardeşlerimdi. Daha sonra büyümek denilen eylem ile mahallenin diğer çocukları ile de tanıştım tabii ki.  İki katlı bahçeli bir evimiz vardı, teyzemle birlikte yaşadığımız(mekanın cennet olsun teyzem masallar sensiz kimsesiz artık. ) .  Evin yeşil dış cephe kaplamasından veya bahçesinde ki yeşil ağaçlardan olsa gerek çok severim yeşili.

Tabii hayat dediğimiz kotalı yaşam hakkı hızla akıp giderken, birçok şeyi değiştirmekte idi bizler için. Hayatımın en büyük ve ilk değişimi de o çok sevdiğim evden ayrılmak oldu. Adına apartman dedikleri bir bir minik daireye taşındık. Burada daha fazla arkadaşım olacaktı ama yine de özgürlüğüm çalınmıştı. Ağaçlarım, bahçede ki güllerim, kedi, köpek ve civcivlerimiz yoktu artık. Arkadaşlarım vardı, hem de sayamadığım kadar. Tabi saymayı bilmediğim için sayamıyordum.

Sene 1992 okula başlama yaşım gelmişte geçiyor bile, ama o da nedir ki; okul müdürü bu çocuk çok zayıf ve çelimsiz diye almadı beni okula. O müdür kimdi bilmiyorum ama hayatımda en çok küfrü ve laneti o adama ettim. Hala da ediyorum, yıllar da geçse de edeceğim. Neden mi? Bir sene ile o kadar çok şey kaybettim ki, bunları bilseydi utancından yaşayamazdı. Hoş görsem yüzüne de söverim. Neyse, bizimkiler madem ki okula almadılar sünnet ettirelim dediler. O bahane ile sünnet denilen o büyük macerayı da o sene aradan çıkarmış oldum. Evet, ben de her erkek gibi sünnetinde çekilmiş o iğrenç fotoğraflara sahibim. Hatta o keser, balta esprisinin gerçekten yapıldığına da o zaman şahitlik ettim. Çok sakin olduğum o zamandan belli olsa gerek ki herhangi bir tepki veremedim. Verdiğimi hatırlamıyor olma ihtimalim düşükte olsa, belki de vermiş de olabilirim ama kaçmadım önemli olanda oydu o yıllarda

Daha sonra o beni istemeyen okula kaydımı yaptırmış, artık ilkokullu olmuştum. O zamanlar ilkokuldu. Neden sövüyorum müdüre işte bu yüzden, tam 5. sınıfa geçmişim ilkokuldan mezun olup, ortaokul sınavına gireceğim; aman Allah’ım o da ne ilkokullar ilköğretim olarak 8 yıla çıkarıldı. Hayatta insanların tozpembe adı altında yalan söylediğini, ilk öğretmenim öğretti bana. Evet, yalanın rengi tozpembe idi, ama yıkıcı etkisi diğer yalanlardan çokta farklı değildi. Birinci sınıfta bana okuma ve yazmanın ilk adımlarını attıran öğretmenim, ilk dönem sonunda atanmış ve gidiyordu. Hem de yurt dışında bir okula, tabi öyle olunca patlattı yalanın en masumunu. “ Çocuklar eğer çok çalışkan bir öğrenci olursanız, gelirken size kendiliğinden yazan kalem getireceğim. “ dedi ve gitti. Gidiş o gidiş, 5. Sınıfa geçtiğimiz de geri gelmişti ama kalem tabii ki yoktu ortalıklarda.

Sonra yeni bir öğretmen, yeni bir öğretme ve öğrenme stili derken 8 yıl gelmişte geçmiş. Ardından Lise yılları, yakın bir mahallede, aileler tarafından başarılı olarak tanınan ancak öğrencileri için Teksas sayılacak bir lise de tamamladım lise yıllarını. Lise yıllarında biraz tembel öğrenci olmayı seçince okul yılları daha keyifli ve eğlenceli olmuştu elbette.

Lise ile birlikte şimdi adına ergenlik denilen, gençlik dönemleri de başlamıştı tabii ki. Bunca yıl sevmeyi öğreten hayat, artık çirkef yüzünü göstermiş, gidenleri ve ihanet eden insanları çıkarmıştı karşıma. İlla ki çok zordu, el bebek gül bebek büyütülmüş bir insanın sevdiklerini kaybetmesi. O zaman öğrendim, unutmasan da alışıyorsun yokluklarına.

Bir üniversite sevdasıdır tutturmuş gidiyor arkadaşlarım ve ailem. İlk üniversiteme de o gazla gittim. Muhasebe okuyacaktım, bir yıl kadar okudum, sonra aynaya döndüm ve dedim ki: “ Sen bir ömür boyu bu işi mi yapacaksın?” Aldığım cevap netti “HAYIR”. Bıraktım hemen oracıkta. Daha sonra yeniden Kayseri’ye dönmüştüm. Birkaç şirkette bilgi işlem, teknik destek elemanı olarak çalıştım. Düşündüğüme göre okumak çok zevkli bir eylemdi ve tekrarlamalıydım. Sınava girdim yeniden, işler çok yoğun o sıra, şirketteki stajyer arkadaşa “ ilk tercihlerim Su Ürünleri Mühendisliği olsun kalanı senin olsun diyerek “ tercihlerimi onun isteğine bıraktım. Tercih ettiğimi bile bilmediğim “Organik Tarım “ isimli bir bölüm gelmişti.  Aslına bakarsanız, oldukça keyifli bir okul idi. Hem dersler olsun hem okulun şartları ve arkadaşlar olsun. Başarısız bir öğrenci olsam da iki yıl kadar devam ettim.  Daha sonra sınıftan arkadaşım Ahmet kanıma girdi, ruhumu okşadı ve hayallerime dokundu. Gel gidelim başka bir üniversite de başka bir bölüm okuyalım. Denilmez tabi bana böyle bir şey. Neden dedim, nasıl dedim hatırlamıyorum ama tamam deyiverdim. Girdik sınava, hasbel kader, yaklaşık aynı puanları aldık.  Aynı üniversitenin aynı sınıfında, aynı şehrin aynı evinde bu hayali gerçekleştirmeye çalışan 3. Sınıf çocuklarıyız şu an itibari ile. Ne okuyoruz, Turizm ve Otel İşletmeciliği; seviyor muyuz kesinlikle; başarılı mıyız peki; ölmesek de sürünürüz evelallah  (:

Kısaca ve değinilmesi gereken ana başlıkları ile Veysel ÖZKAN buna benzer özellikleri taşıyan; sıradan bir insan olmanın çokta ötesine gidememiştir.  İsmail Abi (Leyla ile Mecnun)  deyimi ile fotoğraf çekmek, gezmek ve yürümek dedelerimden bana kalan bir mirastır. Hah bir de çok konuşmayı sevmem ama çenem düşerse susturamazsın beni, durduramazsın beni.

Daha nasıl anlatabilirdim, neler yazabilirdim ki acaba. Elimizde ki malzeme budur, bununla idare ediverin gayri.  Yok ben burayı anlamadım ya da şunu da merak ettim derseniz, çekinmeden sorabilirsiniz, yanıt verir miyim; sorunun nasıl sorulduğuna ve ne sorduğuna göre değişir elbette.

Sevgiyle, huzurla ve mutlukla kalın efendim; ben de kalın ayrılmayın, takip edin. Arada yorumlar yazın, mailler gönderin, hatta telefonlar açın şımartın beni. Ama hiçbir zaman “gülümsemek”ten vazgeçmeyin.

 

Dip not : Daha önce ki hakkımda yazısı çok klasik olduğu için biraz hikayeleştirmek istedim. O sebeple yorumu silinen tüm abi, abla ve arkadaşlarımdan huzurunuzda özür dilemeyi üzerime bir vazife bilirim.